.

.

11 Nisan 2012 Çarşamba

- İnsanlığın kökeni, Kadim Bilgeler, Gerçek ve Gerçeklik

Selam a dostlar,
Yine michaelsikkofield okuduktan sonra düşünmeye başladım. Bu bölümde yine biraz kafanızı ağrıtayım istedim... Genelde illuminati hakkında konuşan blog yazarlarının değindiği nokta hep aynıdır, Yahudiler, İlluminati örgütü, masonlar ve bu grupların etkilediği siyasi olaylar... Peki bize bunların sunuluş biçimleri nasıl? Evet bu tür kişiler varlar, hatta Türkiye'deki milyonlarca insanın diline kaşar bile olmuş vaziyetteler, öyleki günün belli zaman dilimlerinde Rockefeller dayımızın analı avratlı küfürler yediği aşikardır, bu tamam, ama acaba biz bu kişileri ve amaçlarını gerçekten doğru öğrenebiliyor muyuz? Düşünsenize lan, bu adamlar hakkında konuşulanlar sizi sadece korkutmakta ve oyalamakta... Evet bu kişiler varlar, iyi niyetli de değiller, köleci sistemi yeryüzünün her yerine yerleştirmeye çalışan bu örgütlere ben de karşıyım, saygı duyduğum falan da yok hacı, çünkü bu herifler dünyadaki kimseye saygı duymazken, amaçları uğruna herşeyi katlederken, benim bi koltukta götümü devirip "bu adamları anlıyorum, saygı duyuyorum, yaşasın kardeşlik :))))" tarzı yorumlar yapmam polyanacılık oynamaktan öte bir şey değildir, bunu yapan entel dallamalar da benim için sadece tek hücreli bir amiptir... Koyun bile değildir... Bir insan ister gay olsun, ister lez olsun, isterse yaş oduna tapsın, benim inancıma ve yaşamıma saygı duyarsa ben de saygı duyarım, ha yok illa hakaret eder, beni yok etmeye çalışırsa kusura bakmayın ama ben o adamın inancına asla saygı duymam, bırak saygı duymayı o adamın ağzına bile sıçarım... Bu yüzden kişisel özgürlüklere el koymaya çalışan, insanları köleleştiren, beyinsizleştiren ve duygusuzlaştıran bu tepedeki gizli örgütlere ben de hoş bakmıyorum... Ama ayrıca iyi niyetli olmayan bu amcaların gerçek amaçları ne? Herşey acaba bize gösterilen gibi mi? Yoksa bilmediğimiz daha neler var? Bu soruların cevabını bulmadan da açıkçası bu dünyadan silinmek de istemiyorum. Çünkü meselenin şeytanla meytanla derin bağlar taşıdığına inanmıyorum... Şimdiki bölümlerde zaten bunu sizle enine boyuna tartışıp, gizli örgüt dediğimiz kişilerin tarihsel serüvenine derin bir iniş yapacağız...
Ama yazının asıl konusuna geçmeden önce yine ısınalım istiyorum, beynimizi açalım biraz... Hepsinden önce yeni bir kural koydum ben bloga, bu kuralları ezberlemek gerek civcivler...
Bu blogun birinci kuralı, bu blogtan kimseye bahsetmemek
ikinci kuralı ise bu blogtan hiç kimseye bahsetmemek
Fight Club'ta takılanlara selam çakalım ayrıyeten ehehe
Yok lan kural falan değil bu, Fight Club'ı izlemediysen kafan karışır şimdi senin, hemen konuya giriyorum, blogun asıl kuralı şu: eğer bu blogta bir yazı okuyorsanız, o yazıya başlamadan önce, daha evvel yazılanları okumalısınız. Mutlaka okumalısınız... Zira ben bu bölümde sizi ne kadar açmaya çalışsam da, bir önceki yazıyı okumayanlar anlatacaklarımdan bihaber olacakları için, burada sarfettiğim kelimeler sizin açınızdan hiç bi bok ifade etmez... Bu yüzden diyorum ki hani yeni başlayanlar varsa, siz önce bundan evvelki yazıyı okuyun, ardından bu bölüme tekrar gelirsiniz, hiç acele etmeyin, sorgulayarak okuyun, kaçmıyoruz ya paşam ehehe

Şimdi dostlar, bir düşünün, önceki bölümde sizden çok önemli iki şey istemiştim, tarafsız olmak, ve sorgulamak... Bunun yanında var olan tabuları yıkmanız gerektiğini, duygusallığınızı aşmanız gerektiğini, ama bir yandan da insaniyetinizi koruyup, yer yer yine duygusallığınızı bürünerek hareket etmenizi istemiştim... Bu ikisini çok iyi dengeleyebilmelisiniz, eğer gerçekten aydınlanmak istiyorsanız, bunu başarmalısınız... Daha önce de dediğim gibi aydınlanmak için illa mason veya illuminati tarikatına üye olmaya gerek yok; kendinizi, olayları ve anlatılanları sorgulayarak da aydınlanabilirsiniz...

Buraya kadar herkesin ilk yazıyı okuduğunu tahmin ediyorum, eğer hala başlamayan varsa çıkıntılık yapmasın, adam gibi okuyun şu yazıyı, zira o yazıda size iki yol sunmuştum, iki seçenek... iki tane hap...
İlk yazıda seçeceğiniz o sembolik hapın çok büyük bir önemi var...

Geçen yazıda soldaki hapı seçenler ön yargılarını, dini görüşlerini, kişisel egolarını bir kenara bırakıp blogu okumak için ilk adımı atmışlardı... Eminim çoğunuz bu dediklerimi yanlış anladı, belki her zamanki gibi beni yine dinsiz sanan koyunlar çıktı aranızdan ve o cümleyi gördükten sonra belki de sinirlenerek blogu terkettiler... Olur mu olur, çünkü insanların yüzde doksanı yazıların bütününe değil, son paragrafta bahsedilene dikkat ederler. Ve bir yazar ne kadar kıçını yırtarsa yırtsın, eğer okuyucu gerçek anlamda okumayı öğrenmemişse asla bir şey anlayamaz... Beni o yazıda dinsiz veya din düşmanı sananlar çıktı, bu çıkarımı nasıl yaptılar nereleriyle bu kanıya ulaştılar bilmiyorum ama, o bölümde ben sizden ne ateist olmanızı, ne de Hristiyan olmanızı istedim... Orada şunu kastettim dostlar, var olan tabularınızı, kişisel görüşlerinizi, ve hatta dini görüşlerinizi bu yazı boyunca bir kutuya koyun, orada kilitleyin, yazıyı bu şekilde okuyun, çünkü ancak o zaman tarafsız yaklaşabileceksiniz. Ve yazıyı tamamladığınızda isterseniz o kutuyu açıp içindeki şahsi eşyalarınızı geri bürünebilirsiniz... Sizden istediğim, sadece yazı boyunca onları üstünüzde taşımamanızdı... Bugün de bunu istiyorum, yazı boyunca sonrasında nasıl yaşarsınız beni alakadar etmez, ama yazıları okurken saydığım şeyleri üstünüzden atın... 

Geçen yazıda soldaki hapı seçenler muhtemelen bu yazıyı gene keyifle okuyacaklar, eğer o yazıda sağdaki hapı seçenler varsa ve hala okumaya devam ediyorlarsa onlardan isteyeceğim şey: tarafsız olmaları ve sorgulamaları... Sarfettiğim kelimeleri anlamayacak insanları zorla tutup blogtan atacak değilim, böyle bir fırsatım olsa bile gine yapmazdım, çünkü kişi ne kadar bok batağına saplanmış olursa olsun onun için mutlaka bir çıkış yolu vardır. Ve eğer bu blogu okurken beyninde küçük bir kıvılcım dahi oluştuysa, bu benim kârımdır... 

Dünyayı yönetme mevzularına her bölümde ufak ufak değineceğiz, ama şunu bilin ki, eğer kendinizi sorgulamıyorsanız, düşüncelerinizi sorgulamıyorsanız, öz eleştiri yapamıyorsanız, siz kendinizi yönetemiyor demeksinizdir ve dünyayı yönetenlere söz söyleme hakkına sahip değilsinizdir. Çünkü siz de bu dünyanın bir parçasısınız, ve aydın bir birey olmadıktan sonra, her zaman birilerince yönetilmeye mahkumsunuz... En iyisi mi, arkadaşınız olarak son bir şey isteyeyim sizden, önce kendi hata ve yanlışlarınızla ilgilenin, önce aynadaki adamı düzeltmeye çalışın... Dünyayı düzeltmek sonraki iş...

Dostlar bu yazının genel bahsi gerçek ve gerçeklik kavramı üzerine olacak, ama bunun yanında tarhisel örgütlere ve bilinmeyen olaylara da bir parmak basacağız...

Gerçek nedir sizce? Bir şeyin gerçek olup olmadığı neye bağlıdır? Örneğin Müslümanlıkta bize anlatılan onlarca mucize vardır, aynı şekilde Hristiyanlıkta da vardır, aynı şey Zerdüştler'de, hatta ve hatta Budistler'de de vardır... Peki bu anlatılanlar gerçek midir? Yoksa sadece bize öyle öğretildiği için mi gerçek sanıyoruz? Sonuç olarak o dönemlere ait bir gözlemimiz olmadı, o olayların yaşandığı söylenen dönemlere karşı tam anlamıyla tarafsız olamayız, çünkü olaylara şahit olmadık, görmedik, duymadık... Bu konuda en mantıklı olan yazılı belgeler üzerinden hareket etmektir. Ve ona inanmaktır... Peki yazılı belgeler birer saçmalıksa? Birileri tarafından uydurulmuşsa? O halde gerçeği nasıl öğrenebiliriz?
Kiminiz için çok sert gelecek belki bu kelimelerim, ama malesef tam anlamıyla gerçeği öğrenemeyiz, hiçbir zaman öğrenemedik, ve öğrenemeyeceğiz... Sadece öğrendiğimizi sanacağız...

Herhangi bir ifade uzunca süre ve yüksek sesle ifade edilirse düzeltilir. Doğru hale gelir. Kabul görülmeye başlar... Bin yıllardır anlatıla gelen uydurma hikayeler, insanların cahilliğinden ötürü gerçek sanılmakta... Veyahut sembolojik hikayeler, insanlar tarafından "olduğu gibi" anlaşılmakta ve yanlış yorumlanmakta... Mesela çok küçücük bir örnek veriyim;
Yunan mitolojisinde babasının koşu arabasını koşturup, onu aynı yoldan süremeyince yeryüzündeki her şeyi yakan, kendisi de yıldırımla vurulup ölen, Helios'un oğlu Phaeton'nun hikayesi masal gibi anlatılır, ve Milattan önceki devirlerde çoğu Yunan toplumu bu tür masallara inanarak "İnsanTanrılara" tapmaya başlamışlardı...
 

Halbuki burada kast edilen şey şudur: dünyanın etrafında veya uzayda dönen gök cisimleri bazen yollarından şaşarlar ve uzun aralıklarla meydana gelen tutuşmayla, her şeyi yok eder, geride ise küçük takım yıldızları, ve kütlecikler bırakırlar... Yapılan araştırmalar sonucu, bu mitolojik anlatının Cygnus ve Eridanus takım yıldızlarının oluşum sürecini anlattığı tespit edilmiştir. (Mitolojiyi okumak isteyenler şu makaleye bakabilir)

Bu tür mitolojik anlatımlar o dönem yaşayan binlerce insana gerçek gibi gelmiş, ve insanlar doğduğu andan itibaren bir koyun gibi yaşadığı için anlatılan tanrılara tapmaya başlamışlardır... Çünkü unutmayın civcivler, insanlar yapısı gereği avunmak ister, inanmak ister... Oysa ki az önce de dediğim gibi, bu mitos sadece uzayda gerçekleşen bir olayı sembolize ediyordu, ama insanlar adı geçen tanrıları gerçek sanıp, inanıp heykellerini yapıp, saygı göstermeye başladılar...

Bu küçük mitolojik anlatıda eklemem gereken bir nokta var, babasının koşu arabasını çalan Phaeton, sonraki yıllarda at arabası olarak bilinen "Fayton"un isim babası olmuştur...

İşte size anlatmak istediğim budur, dikkat etmeniz gereken iki nokta var,
ilki: size anlatılan sembolojik hikayelerin özünü iyi kavramak,
ikincisi ise yüzlerce yıldır anlatıla gelen masallara kanmamanız, gerçeği ayırt edebilmeniz...

En basitinden bir örnek daha veriyim. Pagan kökenli toplumlarda, özellikle Hindistan ve Orta Asya'da önceden cadıların özel gecelerde uçtuğuna, süpürge üstünde gezdiğine inanılırdı. Bu gelenek günümüze kadar ulaştı ve halen bazı çizgifilmlerde sahnelenmekte...
Halbuki bu anlatım da insanları korkutmak ve itaat ettirmek dışında hiçbir gerçeklik taşımıyordu. Zira sembolojik olarak anlatılan bu olay ile, "yıldız kayması" ifade ediliyordu. Ama eski çağlarda yaşayan insanlar ne yıldız ne de kaymasından haberdar oldukları için, onlara göre bu olay bir cadının süpürge üstünde gezmesinden kaynaklanıyordu...


Gerçeği ayırt etmek belki hepinize çok kolay bir iş gibi görükebilir, çünkü hiç bi insan geri zekalı oluduğunu ve gerçekleri göremediğini kabul etmez, çünkü lanet olsun ki insan götü boklu egoist bir yaratıktır... Bunun için ilk önce çevrenizde kuru gürültü yapan kişilere karşı bir duruş sergilemelisiniz, cesaretli olmalı, düşündüklerinizi özgürce ifade edebilmelisiniz... Yapılan yoğun eleştiriler, sana karşı yapılan saçma yorumlar elbette seni üzecek, toplumun genelinin masallarla yaşaması elbette senin çatlak seslere ve muhaliflere sessiz kalmana sebep olacak, ve olur da... Eğer duygusallığını kontrol edemezsen, yavaş yavaş susar hale, olan bitenin farkına varamamaya, birilerinin doğrularıyla yaşamaya başlarsın... Anlatılan masallarla yaşarsın... Anlamadıysan sana şöyle özetleyeyim moruk, eğer gerçekten aklını kullanmazsan, toplumun geneli gibi sen de itaat eder ve sorgulamazsan, milattan önce yaşayan milyonlarca Yunanlı gibi, sen de az önceki hikayeyi gerçek sanar, boş yere tapınmaya başlarsın... Havada gördüğün o ışığın gerçekten bir cadı olduğunu sanarsın... Boş yere sürüklenirsin... Ki eminim çoğunuz eğer milattan önceki devirlerde yaşasaydınız ve size böyle bir şey anlatılsaydı, tıpkı o dönemin insanları gibi siz de bu masallara inanacaktınız...

Gelelim diğer bir noktaya,
diyelim ki çatlak seslere karşı bir tutum sergilediniz, hayatı ve düşünceleri sorgulamaya başladınız, ve olaylara tarafsız yaklaşıyorsunuz...

Peki "Gerçeği", tarafsızlıkla bulabilir miyiz?

Üzgünüm a dostlar, cevap gene Hayır...

Biri tarafsız bakış açısını yakalayabilir mi? Cevap: Kimse yakalayamaz... Böyle bir durum söz konusu bile olamaz... Bu harfiyen ve bedenen mümkün değil... Sizden her ne kadar tarafsız olmanızı istesem de, bunun gerçekleşmeyeceğini elbette biliyorum, dünyanın en tarafsız insanı bile, mutlaka herhangi bir konuda taraf tutar, çünkü insanın doğası gereği tarafsız olmak imkansızdır... Evet belki bunu bir nebze başarabiliriz, ama zihnimizi tam anlamıyla tarafsız kılmak imkansız... Doğuştan itibaren başta aile ve çevre olmak üzere, insana empoze edilen bir çok değişken var, bir çok kural var, bir çok tabu var... Ve bunlar varken sizden tarafsız olmanızı istemem, aslında bana da çok saçma geliyor, çünkü yapamayacağınızı biliyorum... Önce dini fikirler tutacaktır sizi, daha sonra dini duygular zincirleyecektir elinizi kolunuzu aklınızı... Bende de aynı şey söz konusu... Bu yüzden sizden son bir kez daha anlattıklarıma tarafsız yaklaşmanızı istiyorum, ama sadece istiyorum, çünkü bunun olmayacağını ben de biliyorum... Bu aslında küçük ve inatçı bir çocuğa nasihat vermek gibi bir şey... Eğer çocuk bir olay yaşamamışsa, asla o nasihatları dinlemez. Ve ben her ne kadar çırpınsam da, o çocuklar asla benim nasihatlarımı dinlemeyecekler... Çünkü ben de dinlemedim... Zamanında ben de her ne kadar "tarafsızım" desem de, "sorguluyorum" desem de, aslında boktan bir herifin tekiydim... Gün geldi değiştiğimi fark ettim, eski "ben" den uzaklaştığımı fark ettim, ve önceden söylediklerime, eskiden sahip olduğum düşüncelerime baktığımda ne kadar boş bir insan olduğumu fark ettim, halbuki o yıllarda ben çok bildiğimi sanardım, diğer koyunlar gibi...

İşte bunu demeye çalışıyorum dostlar, insan çok gizemli, çok üstün, ama aynı zamanda çok boktan bi yaratık. İnsanın tam anlamıyla ne tarafsız olması mümkündür, ne de gerçeği öğrenebilmesi... Dünyanın öbür ucundaki Budist de, Avrupa'daki Hristiyan da, Türkiye'deki müslüman da hep kendi bildiklerini, kendine öğretilenleri savunur, nasıl yetiştirildiyse hangi tarzda yaşıyorsa, o bilgileri kabul eder... Çünkü insan neye inanmak istiyorsa ona inanır, ve böyle yaşar...

Eğer gerçek anlamda doğruya ulaşmak istiyorsanız, yapabileceğiniz tek bir şey var,
Olabildiğince tarafsız olacaksınız, belgelerle hareket edeceksiniz, kaynaklara bakacaksınız, ama hepsinden önce yapmanız gereken tek bir şey var, tek bir şey... Kendi mantığınızı kullanacaksınız...

Herhangi bir konu hakkında, beyninin kendi kendini yediği, illa aslını öğrenmek istediğin, "Yeter artık gerçeği bilmek istiyorum" dediğin anda, o bilmek istediğin şeyi düşün... Sadece o merak ettiğin şeyi düşün... Gerçeğini öğrenmek istediğin şeyi... Zihnini her şeye kapat, herkesi unut, her bildiğini... Bakkala olan borcunu aklından çıkar, girecek olduğun sınavları da unut... Adriana Lima ve Victoria Secret'taki avratların götünü de unut... Herşeyi olabildiğince unut... Hatta benim yazdıklarımı da... Başkalarının yazdıklarını da...

Ve sadece onu düşün. Bulmak istediğin gerçeği. Her neyi çözmek istiyorsan aklında onu düşün... Emin ol o zaman tarafsız olarak gerçeğe yaklaşacaksın... Belki tam anlamıyla tarafsız olamazsın, ve gerçeği yakalayamazsın, ama ona yaklaşabilirsin... Ve bunu başardığın anda zaten için rahatlayacaktır... Diğer insanların yanlışlarını ve cahilliğini gördükçe, doğru yolda olduğunu fark edeceksin. Hatta şöyle bir durum var, düşünürken kendi kendine bulduğun soruları insanlara sorduğunda, insanlar sana çok bilmiş gibi cevaplar verecek, ve bazen göreceksin ki sen onların verdiği cevapları çok önceden de duymuşsun, evet, o cevapları önceden de biliyordum diyeceksin belki kendine, ve işte o an, insanların senden geride olduğunu göreceksin... İnsanların uyuduğunu göreceksin...

Uzun bir süredir bazı "hakikatleri" elde etmeye çalışıyorum... İnsan aklının binlerce yıldır çözemediği soruları cevaplandırıyorum aklımda. Ama bir süre sonra kısır bir döngüye giriyor bu hal. Aynı yere varıyorum...

Bu yaşıma kadar, duyduğum, öğrendiğim, ezberlediğim, gördüğüm şeyleri aklımdan atamıyorum... O çözmeye çalıştığım gerçeğe ulaşmak için zihnimi boş bırakmam gerekiyor, ama yapamıyorum... Yapamadım da... Ve sanırsam yapamayacağım... Kimse yapamayacak... Birilerinin gerçekleriyle yaşamaya mahkumuz, hem de doğru olup olmadığını bilmeden... İşte bu yüzden ben Hasan Sabbah'ın söylediği o sözü kendime benimsedim.
La şeyi vakiün mutlak bel küllin mümkin... Hiçbir şey doğru değildir, herşey mümkündür... Ve bu felsefeyle hareket ettiğim için çoğu zaman yanlışların farkına varabildim, yanlışları görebildim, ama ne fayda, bu sefer de doğruları bulamadım... Eğer doğruları bulamazsan, yanlışın farkına varmak hiçbir işine yaramaz, kendi kendini harab edersin, ben gibi, nice düşünürler gibi...

Dünyayı ne amaç uğruna olursa olsun, onlarca yüzlerce binlerce yıldır yönetmeye çalışan elitler kesin bir gerçekliğin olmadığının farkındalardı... Dünyanın şimdiki yöneticileri de bunu biliyor... Kesin bir gerçek yok... Ya da varsa bile, bunun farkına varacak kadar donanımlı değiliz... Bu yüzden böyle bir ortamda, onlar da tarih boyunca kendi gerçekliklerinin yollarını aradılar... Prensip olarak bunu da "Yeni dünya düzeni" dedikleri bir yol ile yapıyorlar...Varoluşu, dinleri, ülkeleri, bayrakları, insanları kendi istekleri doğrultusunda şekillendiriyorlar... Heryerdeki adamlarıyla, insanları uyutarak yapıyorlar bunu... Günümüz çocuklarını ekran başına kitleyip köle ederek başarıyorlar mesela bunu... Ya da sizin gözünüzün önüne sahte bir dünya sererek yapıyorlar... Size bu dünyanın para ve hırstan ibaret olduğunu söylerek... Sizi böyle yaşatarak... Sınavlara sokarak... İtaatci ve köleci bir biçimde yetiştirerek... En önemlisi de, insanları kandırarak...

Bakın mesela az önce çok çok müthiş bir olay anlattım size... Phaeton mitosundan bahsettim... Olayı değerlendirecek olursan pek büyük bir olay gibi gözükmüyor, iki tane takım yıldızının oluşum sürecini anlatan bir hikaye bu... Ama burada asıl önemli olan nokta şu: sembolojik olarak da olsa, binlerce yıl önce bu hikayeyi yazan insanlar, bu gözlemi nasıl gerçekleştirdiler? Teleskopları yokken, teknolojik araçları yokken, bu takım yıldızlarının oluşum sürecini nasıl gözlemledirler? Ve en ilginci de, bunu nasıl hikayeye döktüler? Öyle ki gerçekten masal gibi anlatılan bu tür hikayeler Roma ve Yunan Tanrılarının doğuşuna sebep olmuştur. İnsanlar bunları gerçek sanıp heykeller yapmışlar, tapınmışlar... Bizim ele alacağımız husus ise Yunan tanrılarının şekli şemali pipilerinin uzunluğu falan değil, anlatılan hikayelerin neyi sembolize ettiği, ve daha önemlisi de, bin yıllar önce bu ilk insanların bu gözlemleri nasıl yaptığı... Uzaydaki takım yıldızlarının oluşum sürecini nasıl hesapladığı... Bu tür gizemli ve ezoterik konuları ele alacağız biz...

Gel mesela hacı abi, en basitinden başlayalım...
Yeryüzünde ilk devlet ve yönetme olgusundan bahsedeceğim sana mesela, binlerce yıl önce gerçekleşen bu olayları okuduğunda günümüzdeki olaylar, insanların kandırılma hikayesi kafanda şekillenmeye başlayacak.
Şimdi bak dayı, illuminati dediğimiz kavram "aha bu gavatlar şeytana tapıyor!!!11!" denilecek cinsten bir kavram değil... Bunca zamandır anlatılan illuminati konuları sayesinde insanları tedirginleştirerek, "korku politikası"nı yaymaya çalıştılar, soyut bir düşman yarattılar... Daha doğrusu var olan gerçekleri, olmadık yerlere çekerek, insanları boş yere oyaladılar... Bu mevzular konuşulmaya başlandıktan sonra dünyanın ne hale geldiğine bir bak, tez antitez sentez olgusu ile dünyadaki kutuplaşma git gide arttı... İnsanlar var olmayan kişilere düşman kesilir oldu... Kandırıldı... Aldatıldı... Ve bunca yıldır anlatılan illuminati palavralarının arkasındaki bu gerçeği görmüyorsan, sen hakkaten sığırsın yaa... Hala meseleyi "şeytana tapmak"tan ibaret sanıyosan sen harbiden "über sığırsın"... Götten kafalı... Tek hücreli amip seni... Eğer gerçekten tüm bu olanların arkasında sadece şeytanı arıyosan yemin ederim ki sen bir bok böceğisin... Senin kıçın ağzına kaçmış arkadaşım, yalama olmuşsun sen, koyunluktan da öte, amip olmuşsun sen...

Zira bu adamların kökeni binlerce yıl öncesine dayanıyor. Ve her farklı kavimden, her farklı kültürden birer iz taşımaktalar... Ama esas olarak ise Mısır, Yahudi, Roma, Çin, Hindistan, Yunan, Kelt ve İskandinav kültürleriyle yaşamaktalar... Dünyanın her yanından birer tutam gizem barındıran bu amcalar, bu hale ne oldu da geldiler, nereden geldiler bilmiyorum, ama kökleri gerçekten çok eski, ve dediğim gibi neredeyse bütün eski kültürlerin izini taşımaktalar... Ergen muhabbetlerine dolanacak kadar alçak bi örgüt değil dayı bunlar, size öyle gözüküyorlar ama değiller moruk... Anlayın artık anasını satayım, iki kitap okuyup deşifre edilecek bir tarikat da değil bunlar... Kendi beyninizi tatmin etmek için "bu adamlar şeytana tapıyooo eheöhölö =)))))))))" demeniz, ve bu tür yanılgılara inanmanız kimseye bir bok sağlamaz, aksine olaylara daha da yanlış yaklaşmanıza sebep olur... Evet bu dayılar böyle bir görüntü veriyorlar dışarıya, ama meseleyi "aha bunlar şeytana tapıyo" diye oldu bittiye getirmek it oğlu itliktir... Unutmayın ki bu adamlar hakkında ne bilmeniz isteniyosa, onları biliyosunuz... Bunun farkına varacak zekaya erişemediysen zaten hiç okuma yazıyı, git başka kitaplara sitelere göm kafanı... Bok kadar gereksiz ve saçma bilgilerle doldur beynini, tek hücreli amip seni...

Evet, ister kabul et ister reddet, bu adamlar Çin, Hindistan, Yahudi, Mısır, Roma, Yunan, Kelt ve İskandinav kültürlerinden izler taşımaktalar... İşin garibi bu kültürler arasında nasıl ve ne tür bir bağ var, ne tür etmenler bu herifleri bir araya getiriyor ben de bilmiyorum... Ama kökenleri ortak bir geçmişe sahip, bu kesin...

Şimdi anlatacağım olay da Kelt kültürüne ait, Druid rahipleriyle alakalı...

Kelt mitolojisi ve Kelt kültürü, Orta Avrupa'da türemiş, daha sonra ise İngiltere adaları dolaylarında uzun süre etkisini sürdürmüştür... Bu konuda detaylı bilgi almak isteyen şu yazıya bakabilir...

Keltlerin kökeni ve ilk Kelt kelimesi M.Ö 1000'li veya M.Ö 500'lü yıllara dayatılsa da, bu kültüre ait kişilerin ne zaman gün yüzüne çıktığı bilinmemektedir, bu yüzden tıpkı Mısır medeniyeti gibi bu medeniyet te çok çok eskilere dayanmakta... Bu kültürdeki en önemli özellik ise şudur: Kelt kültüründeki her insan, her devlet, her topluluk, Druid adı verilen din adamlarınca yönetilir, bunlara bağlı olarak yaşarlar... Yani şuanki sistem neyse, o dönem de aynı şey geçerli... Peki bu Druid rahipleri denen götü boklu amcalar kimdi? Bu yetkiyi nasıl ele geçirdiler? Koskaca kültürü ve bu kültüre ait insanları nasıl yönettiler? Mesela Türk kültüründe şamanlar vardır, aynı zamanda bu dayılar büyücüdür, ama asla devlet yönetmemişlerdir... Peki Kelt mitolojisindeki Druid rahipleri nasıl oluyor da, din adamlığının yanı sıra ülke yönetimini de ele alıyorlar?
Dosya:Two Druids.PNG

E alırlar tabi, bu rahip dediğimiz adamların bilgisi ve felsefesi çok çok gizli ve çok çok ilerlemişti... Öyleki bu dayılar devamlı güneş ve ayın hareketini izliyorlardı ve astronomi alanında dünyanın en önde gelen isimleriydiler... Hatta ne amaçla yapıldığı bilinmeyen "devasa yapılar" olarak tanımlanan stonehenge ler Druid rahiplerince inşa edilmişti... Tıpkı piramitler gibi bu yapılar da çok derin gizemler barındırıyor...
Bu yapının inşasından yola çıkacak olursak Kelt kültürünün ve Druid rahiplerinin M.Ö 5000'lerde dahi var olduklarına ulaşırız... Ki o dönemde aktif halde yaşayan bu insanların çok çok öncesinden sırlar edindiği hesaba katılırsa, bu amcalarımızın daha da evvel var olduklarını basit bir mantık yürütme ile çıkarabiliriz... Yani senin anlayacağın bu adamların belli bir kökeni yok, tıpkı Çin ve Mısır uygarlığı gibi bu adamların kökeni tarih öncesine dayanıyor, yani üç beş şarlatanın hazırladığı resmi tarih ile bu adamların ne zaman ilk olarak ortaya çıktığını ölçemezsiniz...

Druid rahipleri inanılmaz derecede bilge insanlardı... Öyleki Stonehenge taşları hem mezar olarak kullanılırken, hem de diğer yıldız ve gezegenlerin hareketlerini ölçen, tutulmaları haber eden bir teknolojik araç olarak kullanılıyordu...
Yani sevgili moruk, bu dayılar sanmadığın kadar zeki, sanmadığın kadar donanımlıydı, öyleki M.Ö 5000'lerde dahi tutulmaları ve gezegen hareketlerini gözlemleyebiliyorlardı... Yeri geldiğinde ise tıpkı Yunan mitolojisindeki Phaeton'un hikayesi gibi bazı bilimsel verileri hikayeye dökerek, dilden dile aktarıyorlardı. Cahil halkı ise bu şekilde tapınmaya çağırarak kandırıyor, ve din adı altında kolayca yönetiyorlardı... 
Kelt kültüründeki ilk devlet kurma, ve insanları yönetme olgusu da bu Stonehenge taşları ile sağlandı... 
Evet, M.Ö 5000 veya daha eskili yıllarda büyücü ve din adamı olarak bilinen gizli bir topluluk, Druid rahipleri, planladıkları çok zekice bir oyunla, Kelt kültüründeki insanları tek bi çatıda yönetmeyi başarabildiler, bunu başarmalarına sebep olan olay ise şuydu...

Bilimsel verilerin de gösterdiği gibi Stonehenge gibi Keltik mimariler sayesinde "tutulmalar" çok çok önceden fark edilebiliyor, kesin tarihleri belirlenebiliyordu. 

Ve Druid rahipleri diye bildiğimiz bu dayılar, eğer tarihi veriler gerçekten doğru söylüyorsa, güneş tutulmasını ilk farkeden, bunu siyasete döken kişilerdir... Bu konuda şu makaleyi okuyabilirsiniz... Makalede Çinli'lerin M.Ö 4000'lerden bu yana güneş tutulmasını bildiklerini, ama bunu Ejderha Güneşi yuttu olarak algıladıkları bahsi geçiyor, aynı şekilde M.Ö 1000'li yıllarda Antik Yunan'da da tutulmanın bahsi geçtiği söyleniyor, keza tek başına Tales dahi güneş tutulmasının tam tarihini hesaplayabilmişti... Ama ilginçtir ki Avrupa'da, yani Kelt kültüründe güneş tutulması olayının bir başlangıcı yok, yani yine çok çok eskiye dayanan, çok eskilerden beri biline gelen bir olay güneş tutulması... Bu da bize güneş tutulmasının en eski Keltlerce bilindiğini gösterir... Peki Keltler ne amaçla bu tutulmaları hesaplamıştı? Niye dünyanın karanlığa gömüleceği anı hesaplamaya çalışıyorlardı????

Kelt geleneğinde az önce de dediğim gibi Druid rahipleri hem yönetici, hem din adamıydı... Öyleki bu adamlar aynı zamanda şifacı ve büyücülerdi... Ve bu güneş tutulması olayını da, sadece bir düzmece-aldatmaca için hesaplaıyorlardı...

Milattan önceki yıllarda ellerindeki teknoloji ile ilk büyük güneş tutulmasını hesaplayan Druid rahipleri, daha önce böyle bir şeyin farkına varamamışlar, ve bu olay sonrasında dünyanın inanılmaz derecede karanlığa gömüleceğini hesaplamışlardı... Bunun üzerine halkı günler öncesinden Yılan Tanrısı'nın güneşi yutacağı, bütün dünyanın karanlığa bürüneceği ve ardından da dünyayı yutacağı konusunda uyarmışlar, eğer yönetimleri altına girerlerse insanları koruyacaklarını söylemişlerdi. Halkın belli bir kısmı Druidlere güvense de, çoğunluğu bunu saçma bulmuştu. Tutulma hilesi gizli tutuldu ve o güne dek "gizli" diye bir kelime yoktu... O günden sonra bu bilgeler "gizli" kelimesini icat ettiler ve onun üzerinde yoğunlaştılar...
Vakit geldiğinde o güne dek güneş tutulması nedir bilmeyen cahil halk, tam da Druidlerin bahsettiği saatte güneşin kaybolduğunu görüp, karanlığa gömülünce, anlatılan masala kanmaya başladılar. Karanlığa bürünen dünyanın gerçekten Yılan Tanrısı tarafından yutulacağına inandılar. Korkmuş olan ve dünyanın bir yılan tarafından yutulacağına kanan insanlar Druid rahiplerinden şeytansı yılanın geri gitmesi için yardım istediler, bunun karşılığında ise güçlerini bu rahiplere devrettiler.
Druidler dağa çıkarak ilginç ritüeller ile hiç duyulmadık kelimeler sarfettiler, Eski Ahit'te Yahudilik'te ve Yunan tradisyonun'da da geçen o meşhur cümleleri, Fiat Lux'u açığa çıkardılar,
3- Tanrı "ışık ol" dedi ve ışık oldu
4- Tanrı ışığın iyi olduğunu gördü ve onu karanlıktan ayırdı

İnsanlar ışığın kime göre iyi ya da kötü olduğunu düşünmediler, Tanrı'nın ışığı geri getirdiğine, Yılanın kaybolduğuna inandılar, ve onlar için önemli olan da oydu... İnsanlar karanlığı değil, aydınlığı istiyorlardı...
Işık iyiydi, çünkü Druidlerin işine yaramıştı... Işık iyiydi, çünkü ışık binlerce yıl önce insanları Druidlere köle etmişti... Güneş tutulması geçtiğinde korkan ahali yönetimlerini Druidlere devretmişti... O dönem için insanlar en azından korunduklarına inanıyorlar ve koşulsuz olarak Druid rahiplerinin yönetimine giriyorlardı... Senin anlayacağın bundan binlerce yıl önce elinde bilimin ışığını bulunduran bir grup uyanık zümre, güneş tutulmasını kullanarak halkı peşinde sürüklüyordu...
Burda dikkat edilmesi gereken 2 nokta var,
Neye inandığımız, ve neyin gerçek olduğu iki ayrı kavramdır...
Sizden sorgulayın ve mantığınızı kullanın derken bunu kastediyorum, aksi halde takım yıldızlarının oluşum hikayesini gerçek sanar, Phaeton'a tapmaya başlarsınız... Aksi halde Güneşi yılan tanrısının yuttuğunu sanarsınız...
Eğer bu dünyada birilerinin hikayelerini, onlarca yıldır anlatıla gelen söyleşileri sorgulamadan kabullenirseniz, hangi çağda yaşarsanız yaşayın sonunuz aynı olur...

Tüm bu yaşanan olaylar, okültizimde okült sembolizminin başlangıcı olarak geçer...
Şimdi buraya dikkat, şeytanı meytanı bırak da, bahsedeceklerimi iyi dinle,
Okült kelimesi ne demektir sizce, bileniniz var mı?

"Okült" ibaresi anlam olarak, "el altından, gizlice yürüyen bilgi-gelenek-sır" demek...
Şimdi bir de ansiklopedik bilgilerde Güneş Tutulmasının (Solar Eclipse) hangi kelime ile ifade edildiğine bir bakalım...
Çok çok çok büyük bir tesadüf olsa gerek, Güneş Tutulması da "okültasyon" veyahut "okült" olarak geçmekte... 
İnanmayanlar şu yazıya da bakabilir...

İlk astronomik incelemeleri başlatanlar, stonehenge gibi sırrı hala çözülemeyen yapıtları dikenler, güneş ve gök olaylarını ilk hesaplayanlar, ilk "gizli" kelimesini bulanlar, halkı güneş tutulması ile kandıranlar, ve okült geleneklerini başlatanlar aynı kişilerdi... Ve binlerce yıl insanları büyük bir kandırmaca ile yönettiler, tıpkı diğer kültürlerdeki yöneticiler gibi, tıpkı Firavunlar gibi, günümüzdeki illuminati gibi...
Bu kadim bilgeler okültizmin simgesini uzun süre kendi kuyruğunu yiyen yılan şeklinde tasvirlediler... Bu sembol Ouroboros'tur, ve doğanın döngüsünü sembolize etmekle birlikte, güneş tutulmasına atıf olarak kullanılmıştır... Dünyadaki bütün uygarlıklarda görebileceğimiz nadir sembollerden biri de budur, Ouroboros...
File:Egyptian - Gnostic Gem with Scarab - Walters 42872.jpg
1. yüzyılda gnostik Hristiyanlar, Romenler ve Mısırlılarca kullanılan, üzerinde sihir sözleri yazılı olan "gizli ilim" sembolü... Ouroboros...

Aynı sembol Yahudiliğin ezoterik kollarında da kullanılmaya devam eder ve "gizli bilgeliği" yani okültizmi simgeler...

Kelt kültüründeki bir grup uyanık-aydın zümrenin bu büyük oyunundan sonra nasıl olduysa dünyanın her yerinde insanlar Yılan Tanrısına ve yılanlara saygı göstermeye, Güneş ve Ay'a, bu iki cismin tutulmalarına tapmaya başlamışlardı. Bir yandan da okültizm diye bilinen binlerce yıllık "gizli" gelenek bazı gruplarca "gizlilik" içinde sürdürülüyordu... İşin ilginci bu tür tapınmalar, dünyanın her yerinde, her medeniyette gerçekleşmiştir... Resmi tarihin anlattığı kadarıyla birbiri ile iletişim kurması imkansız olan kavimler, binlerce yıl önce, sanki ortak bir karar alınmış gibi yılan tanrılarına, tutulmalara, güneşe ve aya tapınmaya başlamışlardır... Hatta şu da ayrı bi mevzudur ki, kültürlerin çoğunda, günün birinde denizden, yerden veya havadan çıkagelen yılan ve balık tanrıları insanlara bilimi, yaşamayı, teknik aletleri, tıbbı öğretirler...

Düşünün hacı abiler, güneş tutulmasının Çin'de anlatılan şekli nasıldı? Az önceki makalede bahsedildiği gibi Çin'deki tutulmanın hikayesi, güneşi bir ejderhanın yuttuğu şeklindeydi... Aynı şey diğer bir çok kültürde mevcut, tıpkı Kelt'lerdeki gibi, Druid rahiplerinin halkı kandırdığı gibi... Ve bu tür medeniyetlerde Yılan, Ejderha gibi canlıların çok önemli yerleri var... Hatta insanlara ilk avlanmayı, bilimi, yazmayı öğreten Tanrılar, çoğu kültürde, özellikle illuminatinin kökeninin dayandığı kültürlerde yılan veyahut denizden çıkagelen balıklar ile sembolize edilmiştir, örneğin Çin'deki Fu Xi adlı Yılan Tanrı buna en güzel örnektir.
Aynı şekilde Sümerlerdeki Enki adlı su ve zeka tanrısının çok önemli bir yeri vardır ve bu Tanrı da ilginçtir ki balık, su gibi öğelerin yanında yılanla ilişkilendirilir. Çünkü Tanrı Enki'nin kurduğu Eridu şehrinin sembolü ve tapınakların işareti yılan şeklindedir

Sümer sağlık ve bereket tanrısı olan ningizzida sarmal yılanlarla sembolize edilir
Yunan insanlarına matematiği, bilimi ve yazmayı öğreten zeka tanrısı Hermes, ne büyük tesadüftür ki çift sarmallı yılan ile sembolize edilir. 
Dosya:Statue Hermes Chiaramonti.jpg
Aynı şekilde Mısır'da ilahi ışığın taşıyıcısı olarak bilinen firavunlar, bu ışığı onlara armağan eden Yılan figürünü hemen hemen her hiyeroglife yansıtmış, hatta ve hatta başlarındaki taçlara daima güneşin yani bilimin taşıyıcısı olan yılanı sembol olarak koymuşlardır...

O kadar ilginçtir ki, bu tür kandırmacalardan sonra bütün dünyanın çeşitli yerlerinde insanlar yılan tanrılarına boyun eğmiş, onlara tapmaya, saygı göstermeye başlamışlardır... Hatta ve hatta İngiliz gemi rahibi Mr. Bloxam 1825 yılında Hawai adalarında yerlileri gözlemlerken söz konusu olan adalarda "yılan benzeri hiçbir canlının bulunmadığına, ve bu insanların buna rağmen yılandan tanrılara taptıklarına" şahit olduğunda şaşkınlığını gizleyememiştir. (D.MACKENZE, "Çin ve Japon Mitolojisi" Ank. 1996, sayfa 67)

Gördün mü moruk, mesele "şeytana tapıyo bunlar" diyip geçilecek kadar basit değil, ki benim incelediğim çoğu yerde meselenin şeytanla da alakası yok... İnsanlık çok derin bir tarihten geliyor, çok eskilere dayanan kültürlerin tamamında aşırı derece de benzer öğeler var. Ve geçmişten gelen bu öğelerin hepsi ikide bir şeytana ve dine vurdurulduğu için insanlık koyun gibi otlatılmakta... Bunca zamandır yazıyı okuyan sen de otlatılmaktasın sevgili amip... Çünkü insanlar yönetilmeye başladıkları günden bu yana inanılmaz derecede gerilediler... İnsanlar tarıma geçtiklerinde, ilk evleri yaptıklarında, altını ilk keşfettiklerinde, ilk gemi yaptıklarında hep ilerledik sandılar, özgür oluyoruz sandılar. Ama bu bolluğu onlara sağlayan binlerce yıllık geçmişi olan okültik örgütlerdi... Teknoloji ve yaşam standartları daima birilerince çizildi... Daima kontrol edildiniz, daima koşu arabasını yoldan saptıran Phaeton'un hikayesine kandınız, halbuki Phaeton yoktu, bazı gecelerde süpürge üstünde uçarak ışık saçan cadılar da yoktu, güneşi de bir yılan tanrısı yutmamıştı... Druid rahiplerinin ellerindeki bilimden başka hiçbir büyü kaynağı yoktu, belki, büyü de yoktu... Ve insanlar, korunmak, uyumak, daha güzel ve daha rahat uyumak için avunmayı seçtiler. Yönetilmeyi seçtiler... Yıllar boyunca yönetilmek için eğitildiler...



16 yorum:

  1. Şöyle söyliyim, üslubunu düzeltmene sevindim. Muhteşem ve özgün bir yazı olmuş. Önceki bölümü güncellenmen ve daha da detaya inmen çok zekice, yapacam diyordun yaptın helal olsun diyorum başka bir şey demiyorum diğer bölümleri de aynı düzende güncellenmeni bekliyorum

    YanıtlaSil
  2. bende söyle soylim bu siteyi celakil sayesinde buldum googlede gezerken celakil cikdi karsima dedimki ne meymenetsiz surat böle allahm bide resmi tiklayinca bu ilginc resimle yzi manzarasi celakil ilginc geldi ve okumaya basladim cünkü seda aplada görmüstümde baya bir seda aplanin aklini celiyordu ;)))) hocaaaam die dieogun bugun okuyorum uykum gelmese iyi de uyku geliyorumdiyor,gelelim su yazidaki argo,küfür pek anliyamadim hoca verirmis talkim kendi yermis salkim onuda anlatin bakalim hani sitem edmisin kimse gelmiyor kimse gidmiyor kimse yorum yazmiyor ne edcem bu siteyi niye yazdim yazdimda ne oldu deme bidaha görmi.neyseuzun lafin kisasi okudugum yazilarda bildiklerimden bilmediklerim daha cokmus megersem ne iyi edmisinde yazmisin eline saglik sadece iki sey takildi kafaya birincisi hiristiyanlar yahidiler ayin 13 u cumaya dek gelen allahin gunu nicin sevmez bunuda yazarsan sevinirim neden ?ikincisi CONCORDIA demek bu bir sigorta sirketi oda yahidilere ait olan resimdeki ambelemi orda gördüm ve dikkatimi cekdi simdilik diceklerim bukadar yazilar icin devamini bekjlerim EVET,argo küfür olmasin HAYIR tskler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. vay be.Homo saphiens olduğuna emin misin?

      Sil
  3. Reyiz bunlar yeni bilgiler, eyv.
    da bu tarz yazılar yazarsan seni asarlar bak söyliyim :D:D:D

    YanıtlaSil
  4. bu yazı sayesinde dini sorgulamaya basladım ...... kaynaklardan arastıırıyorum harbi niye inanıyoruzki hiç gormediğimiz şeylere yaa... güneş tutulması vs

    YanıtlaSil
  5. Dostum senden böyle bir şey bekliyodum, şu İslam hakkındaki yazıyı da yaz artık. Bu blog sayesinde küçük çaplı aydınlanma yaşabiliriz. Güzel gidiyosun yılma ilerde üstadı azam olacaksın bize xD

    YanıtlaSil
  6. müthiş olmuş,tebrik :D

    YanıtlaSil
  7. Yukardaki adsız kime diyorsun sen bunları sence bizim gibilerin onlardan korkusu varmı? Nasıl asacaklarmış? Allaha havale ederek mi? Bin kişi toplanıp bir hayvan sürüsü gibi linç ederek mi? GELSİNLER! ne saçma inançlardan nede grupsal psikolojik baskılardan korkmuyoruz.

    Görüyormusunuz kim düşman kim değil,asarlar mış....barbar mı bunlar? Hayvan mı bunlar? Beyni yokmu bunların? Hiç hayata saygıları yokmu bunların? Karşında ne olursa olsun ona saygı duymalısın,eğer duymuyorsan sanada saygı duymazlar! Sen hayata saygı duymazsan seninde hayatına saygı duyulmaz...Anlıyormusunuz bu kodomanlar illuminatiler neden bize saygı duymuyor bizi öldrmeye çalısıyor....Çünkü biz karşımızdaki hayatada,onların hayatınada biz hiç bir boka saygı duymuyoruz... Bakınız ; saygıyı ancak allah duyar....(benzetme)...Allah duyar ama biz duymayız....

    Aklımızı başımıza alalım artık,hayvan olmayı keselim artık.....

    bunlar mı adi insanlar,bunlar mı satanist piç öcü yoksa biz mi? Niye hiç kendimizi suçlu görmedik....ben sen suçlu olamazmıyız? niye?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. haklısın hacı da bazı gerçekler var. O adsızın dediği gibi halk çok tepkili zıt görüşlere, tepkili olmasa bile çoğu kişiyi insan yerine koymuyorlar. Ama ben de katılıyorum sana, korkmamak lazım. Makyavelin dediği gibi gerçeğin yolu zorludur. BU arada

      "bunlar mı adi insanlar,bunlar mı satanist piç öcü yoksa biz mi? Niye hiç kendimizi suçlu görmedik....ben sen suçlu olamazmıyız? niye?" sözleri çok iyi, bu ortamda keşke sizin gibi insanlar olsa, hiç olmazsa burası da bizim mekanımız olur şahsen makyaveli ve sizin gibi yorum atan insanları gördükçe ben umutlanıyorum, rahatlıyorum

      Sil
    2. Bana saldırana bende saldırırım,o halkada saldırırım,ancak çok zeki bi şekilde,onlar gibi barbarca değil....insanca....

      Sil
  8. Götünün kılı olayım makyavel, kırmızıyı seçip buralara kadar geldim bakalım daha nelerle karşılaşacam

    YanıtlaSil
  9. oha sikertmiş lan,illuminati seni bulup ortadan kaldıracak machivelli dikkatli ol.İzin verirler mi bu şeylerin bilinmesine.

    YanıtlaSil
  10. abi yazıyı okurken link felan atmışsın onları okucam diyorum tıkladıktan sonraa bi bakıyorum yazı yok :D bekleyin diyor bekliyom bişey acıldığı yok :D

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ben de açılmayan link yok, hangisi açılmıyor?

      Sil
    2. kafam karıştı yanlışlıkla yorumu burya atmışım 1. ya da 3. yazıdaydı bı dakka lınkını bulımm atacam

      Sil
    3. http://asasmachivelli.blogspot.com/2012/04/satanizm-skull-and-bones-ve-kabala.html buydu actıktan sonra bekleyın dıyor ama bışey cıkmıyo

      Sil